Dilek Uyar 'Parmağımı Bırakma' romanını okurlarıyla buluşturuyor

‘Parmağımı Bırakma’ adlı kitabıyla nerdeyse tüm dünya ülkelerinin kanayan yarası olan bir ortak soruna el atıyor yazar Dilek Uyar. Bu kitabını da 1 Nisan Pazar günü gerçekleşecek imza gününde okurlarıyla buluşturuyor. Biz de sizler için imza günü öncesi Dilek Uyar ile kısa bir röportaj gerçekleştirdik...

Dilek Uyar 'Parmağımı Bırakma' romanını okurlarıyla buluşturuyor

‘Parmağımı Bırakma’ adlı kitabıyla nerdeyse tüm dünya ülkelerinin kanayan yarası olan bir ortak soruna el atıyor yazar Dilek Uyar. Bu kitabını da 1 Nisan Pazar günü gerçekleşecek imza gününde okurlarıyla buluşturuyor. Biz de sizler için imza günü öncesi Dilek Uyar ile kısa bir röportaj gerçekleştirdik...

28 Mart 2018 Çarşamba 15:39
Dilek Uyar 'Parmağımı Bırakma' romanını okurlarıyla buluşturuyor

Ensest ilişkiler, cinsel istismarlar, gelenekler...

'Benim bu konuyu kaleme almamın sebebim vicdanımdır…' diyor Dilek Uyar 'Parmağımı Bırakma' adlı romanı için. Türkiye’nin ve aynı zamanda dünyanın da ortak sorununu bu kitabında gün yüzüne çıkartıyor.

Romanında, 1890'lı yıllarda, Halime adındaki küçük bir kız çocuğunun, üvey babası tarafından çok erken yaşlarda taciz edilmesi, on üçüne varmadan gebelik sürecindeki yaşadığı travmatik dönemler anlatılıyor. Romanı için de ‘Ortadoğu, Afrika ve Arap ülkelerinde duygusal ve fiziksel tacize maruz kalan engelliler, kadınlar ve çocuklar adına yazılmış romandır.' diyor ve insanların bu konuda sessiz kaldığından yakınıyor. Peki bizlere bu noktada neler yapabiliriz? Gelin Dilek Uyar’ın ağzından bunu öğrenelim ve bizde bir şeyler yapalım...

 Türklerin yüzleşmek istemediği bir konuyu gündeme getirdiniz. Sizi bu kitabı yazmaya iten şey neydi?

-Kozmopolit bir ülkede yaşıyoruz. Din, dil, ırk ve gelenek çeşitleri bakımından zengin bir ülke olan Türkiye’nin, hemen hemen her bölgesinde yaşanan bu vakalarla, sadece Türk ırkı mı yüzleşmek istemiyor? Yoksa hep birlikte mi susuyoruz? diye sormak geldi içimden.

Her dinden ve ırktan vatandaşlar, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirip seslerini yükseltmektense, korkup suçlu aramayı tercih ediyor. Yaşanan bu vakaların kökenindeki gelenekleri gözden geçirmeli önce. Çünkü birçok gelenek, aile içinde yaşanan cinsel istismarlar kadar iğrenç. Kastettiğim geleneklerden biri Berdel, mesela… Ya da Beşik Kertmesi mi desek? Her iki cinse de, zoraki dayatma evliliklerin, yıllar öncesinden, atalarının emrettiği şekilde gerçekleştirmek zorunda bırakılmaları yani…

Erkeğine biat etmesi zorunlu kılınan kurallı geleneklerin tümünün sebebi ise, sadece eğitimsizliğe dayanmıyor. Biraz da vicdan meselesidir bu… Vicdan ise, ne ırkı, ne dini, ne de gelenekleri dinler.

Benim bu konuyu kaleme almamın sebebi ise, vicdanımdır…

Hangi ulustan, hangi etnik kökenden, hangi dinden olursa olsun, tüm çocuklar benimdir. Onların kaderi geleneklerin, cinsiyetlerinin, yaşadıkları lokasyonların bürokratlarının anlaşmazlıklarının içinde kaybolmak olmamalı. Ve suçlu aramadan önce, ayna tutmalı herkes kendine. Bir arada yaşamasını beceremeyen ve kapital hırsı kokan savaşlara yem olan toplumlarda yaşamaya mecbur tutulmamalılar.

Tüm dünyanın çocuk haklarını savunan Sivil Toplum Kuruluş örgütleri var sözde… Yayınladıkları evrensel beyannameler bir işe yarıyor mu? Hayır! Ülkemizde hala başlık parası geleneği sürüyor mu? Evet! Parayı ya da fazla koyunu getiren kızı alır mı? Alır! Kız çocuğunun yaşının önemi var mı ya da fiziksel ve ruhsal olarak duyduğu acı önemseniyor mu? Hayır! Kim müsaade ediyor, tüm bu rezilliklere? Hepimiz! Nasıl? Susarak ve suçlu arayarak. Başka söze gerek var mı?

Benim canımı acıtan sadece çocuklar ve kadınlar değil elbette. Romanın zihinsel engelli kahramanı Hamit’ler var bir de… Üstelik, sayıları azımsanamayacak kadar çok. Aslında, engellerinin doğrultusunda eğitim aldıkları ve en önemlisi de toplum olarak önemsendikleri taktirde, hayatlarını kolaylaştırabilecek kadar gelişim sağladıklarına, yıllardır birebir şahit oldum. Romanı okuduğunuzda, Hamit’in karşı cinse duyduğu aşkın, duygusal ve fiziksel gelişimindeki güzellikleri keşfedeceğinize inanıyorum. Hamit’ler kıyıda köşede kalmamalı, eğitilmeli, önemsenmeli. Bizler beyinlerimizdeki engelleri aşmalıyız öncelikle.

Yıllar öncesinde kendime vermiş olduğum sözü tutup, bu romanı yazmama vesile olan Ressam- Yazar dostum Raif Zor Bey’e minnettarım, bir farkındalık yaratma projesinin oluşmasına öncülük ettiği için.

Kitabı yazarken neler hissettiniz?

-Beni bu kitabı yazma sebebim aslında hislerim. Çocuklar ve kadınlar, dünyanın temel taşlarıdır. Ve o taşlar, dünyanın birçok ülkesinde, yüzyıllardır yerinden oynatılmaya, yıpratılmaya çalışılıyor. Peki, erkek egemenliği sağlandığında ellerine ne geçiyor? Elbette ki savaşlar…

Ben bir kadın olarak, elimde silahla değil, çiçekle yaklaşımda bulunmayı tercih ederim, en olumsuz durumlara bile… Özümüzde naiflik vardır çünkü.

Çocuklar ise, biz kadınların aynası olurlar; kadına saygı duymasını ve eşit olduğumuzu öğrenebilirlerse… Yani ataerkil yetiştirilmezlerse.

İşte o gün, savaşların son bulacağı gündür, emin olun. Keşke bıraksalar da, dünyayı kadınlar ve çocuklar yönetse..

Her ölümün bir silah, her silahın da bir kapitalisti daha da zengin ettiğini artık tüm dünya biliyor. Biz büyüklerin buna hakkı var mı diye düşündüm yazarken. Var mı?

Bu tür ensest ilişkiler sizce nasıl önlenebilir? Bizlere burada nasıl görevler düşüyor?

-Belki fikirlerimi katı bulacaksınız ama, caydırıcı cezalar ağır olmalı. Birçok kişi, cinsel sapkınlığın psikolojik bir sorun olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini savunuyor ancak, ben katılmıyorum. Psikoloji, uzmanlık alanım olmadığı için küstahlık etmek istemiyorum elbette ancak, benim fikrim bu.

Genellikle kırsal kesimlerde yaşanan bu vakaların, artarak korkunç boyutlara gelmesinin tek sebebi, cinsellik içeren konuların aile içinde ve toplumda konuşulmamasının, yani eğitimin dışında tutulmasının sonuçlarıdır diye düşünüyorum. Ebeveynlerin, çocuklarının fiziksel değişime uğramaya başladığı yaşlarda, bu süreci bilinçlendirmek adına anlatmaları ve sosyal medya araçlarına kısıtlama getirmeleri gerekir. Aile içi ensest ilişki içeren videolar var mesela… Tepki verilmeli… Hem de çok ciddi tepkiler verilmeli bu konuda. Bir toplumun ahlak yapısı çöktüğü an, ki bunun en kolay yolu sosyal medyadır; o toplum bitmiş demektir.

Daha önce bir kitap yazdınız mı ya da bu kitaptan sonra tekrar yazacak mısınız?

-Aslında yazdım… Kısa hikaye denemelerim ve şiirlerim var. Ama kitap haline getirmedim. Basılmış olan ilk göz ağrım, bu kitap olacak. İkinci kitap ise, yolda. İlk romanın devamı olacak ikincisi. Romanın kahramanı Halime, hayatına kaldığı yerden devam edecek. Ve tabi üçüncüsü. Aynası olmaya çalışacağım herkesin. Severim aynaları. Silüetime bakmaktan ziyade, kendimle hesaplaşmak için kullanırım bazen.

'Parmağımı Bırakma’ adlı romanı okumak isteyenler bu kitabı nereden temin edebilirler?

-Nisan ayının ilk haftasından itibaren, D&R satış noktalarından temin edilebilir. Ayrıca, eğitim, çocuk, engelli ve kadın ilkeli, tüm kooperatif ve dernekleri desteklemek adına, imza günleri davetlerine açığım. Kitabın maliyet miktarının dışındaki kazancı, davet edildiğim kurumlara bağışlayacağım.

Desktop Mobil